İçeriğe geç

YENİ YILA DİYETLE DEĞİL, KENDİNLE BAŞLA

    Yeni bir yıl başlarken yapılacaklar listeleri yine hazır.

    “Bu yıl kilo vereceğim.”

    “Bu yıl kendime bakacağım.”

    “Bu yıl disiplinli olacağım.”

    Takvim değişti, umutlar tazelendi. Ama çoğu insanın fark etmediği bir gerçek var. Her yıl aynı cümlelerle başlayan bu yolculuk, çoğu zaman aynı hayal kırıklığıyla bitiyor. Çünkü sorun çoğu zaman ne yediğimiz değil, kendimizle nasıl konuştuğumuz oluyor.

    Yeni yıl, diyet listeleriyle değil; bedenimizle kurduğumuz ilişkiyle başlıyor. Ve bu ilişki çoğu zaman sandığımızdan çok daha yorgun, çok daha sert, çok daha sabırsız. Tok olduğumuz halde kendimizi duygusal olarak aç hissettiğimiz, bir dilim ekmeği “hak edip etmediğimizi” sorguladığımız, bir kaçamak sonrası kendimizi cezalandırmaya kalktığımız bir düzenin içinde yaşıyoruz. Sonra da bu düzenin içinde “Neden sürdüremiyorum?” diye kendimize kızıyoruz.

    Oysa belki de asıl soru şu olmalı: Bir insan, sürekli eleştirdiği bir bedeni nasıl iyileştirebilir?

    Diyet Değil, İlişki Meselesi

    Bugün birçok kişi diyete başlarken aslında bir programa değil, bir mücadeleye giriyor. Bedenle savaş başlıyor. Açlık bastırılıyor, yorgunluk görmezden geliniyor, sinyaller susturuluyor. Sonra bir noktada beden pes ediyor. İştah artıyor, tatlı isteği çoğalıyor ve en sonunda her şey “irade zayıflığı”na bağlanıyor. Oysa bu bir irade meselesi değil; bu bir ilişki meselesi. Kendine sürekli bağıran, hiç dinlemeyen, hata payı tanımayan bir zihnin yönettiği bedenden sakin ve dengeli olmasını beklemek gerçekçi değil.

    Yeni yıl kararlarının büyük kısmı daha ilk ayda bu yüzden dağılıyor. Çünkü bedeni ikna etmeden verilen hiçbir karar uzun süre ayakta kalmıyor. Üstelik yılın ilk günlerinde bedenlerin ortak bir hali var: yorgunluk. Danışanlarımdan sık sık duyduğum cümleler birbirine benziyor; “Şiştim.”, “Halsizim.”, “Bir an önce toparlanmam lazım.” Ama hemen ardından gelen çözüm de neredeyse hep aynı oluyor. Daha az yemek, daha çok kısıtlamak, daha sert başlamak.

    Oysa yılbaşı sonrası bedenin ihtiyacı çoğu zaman arınmak değil, toparlanmaktır. Daha az uyku, daha fazla sosyal tempo ve daha yüksek stresle geçen günlerin ardından bedeni açlıkla terbiye etmeye çalışmak, yangını söndürmez; alevlendirir. Yeni yılda kimse gerçekten diyete başlamıyor. Herkes aslında yorgunluğunu telafi etmeye çalışıyor. Ve yorgun bir beden, cezayla değil; şefkatle toparlanır.

    Buna rağmen yeni yıl hedefleri genellikle büyük ve keskin oluyor. Bir anda her şey ya tamamen “düzenli” ya da tamamen “bozulmuş” sayılıyor. Bu siyah-beyaz bakış açısı, bedeni değil zihni yoran en büyük tuzaklardan biri. Çünkü beden değişimi zamana yayılır ama biz bunu birkaç haftada görmek isteriz. Hızlı sonuç beklentisi metabolizmayı değil, sabırsızlığı besler. Sabırsızlık ise sürdürülebilirliğin en büyük düşmanıdır. Bu yüzden yılın ilk ayında verilen kiloların önemli bir kısmı yıl içinde geri gelir çünkü bu kilolar bedenin değil, baskının ürünüdür.

    Belki de yeni yılda kendimize sormamız gereken soru şudur: Her şeyi daha az yaparak daha sağlıklı olmak mümkün mü? Daha az kural koyarak, daha az yasakla, daha az mükemmel olmaya çalışarak… Evet, mümkündür. Sağlıklı beslenme; sürekli tetikte olmak, her lokmayı hesaplamak, her sosyal ortamda kendini geri çekmek değildir. Sağlık, sürdürülebilirliktir ve sürdürülebilir olan şeyler çoğu zaman sade olanlardır. Bazen daha az düşünmek, daha çok hissetmek gerekir. Bedenin neye ihtiyacı olduğunu duyabilmek için sessizliğe alan açmak gerekir.

    Yılbaşı sofraları geride kaldı ama birçok insan hala o sofranın yükünü taşıyor. Yenen yemekten çok, hissedilen suçluluk ağır geliyor. “Keşke yemeseydim.”, “Bozdum.”, “Artık toparlamam lazım.” cümleleri zihinde dönüp duruyor. Oysa suçluluk iştahı düzenlemez; artırır. Stresi azaltmaz; yükseltir. Metabolizmayı hızlandırmaz; yavaşlatır. Yeni yıla hafif girmenin yolu daha az yemek değil, kendini daha az suçlamaktır.

    Takvim Değişti Diye Beden Değişmek Zorunda Mı?

    1 Ocak, biyolojik bir sıfırlanma tarihi değildir. Beden takvimle değil, ritimle çalışır. Uykuyla, stresle, hormonlarla, duygularla… Hepsi bir bütünün parçasıdır. Bu yüzden “Bu yıl her şey farklı olacak!” demeden önce şunu sormak gerekir: Geçen yıl bedenim bana ne anlatmaya çalışıyordu? 

    Belki kilo artışı bir başarısızlık değil, bir uyarıydı. Belki artan iştah bir kontrolsüzlük değil, bir yorgunluk sinyaliydi.

    Belki de Değişmesi Gereken Bedenin Değil, Kendinle Kurduğun İlişkin

    Bu yıl belki de ilk kez diyete değil, kendinle olan ilişkine başlamak gerekir. Kendinle pazarlık yapmadan, kendini cezalandırmadan, kendini küçümsemeden. Ne yediğinden önce kendine nasıl davrandığını fark etmek gerekir. Çünkü beden en çok dinlendiğinde değişir, en çok anlaşıldığında sakinleşir, en çok güvende hissettiğinde dengeye gelir.

    Yeni yıl, liste yapmak için değil; ilişkiyi onarmak için iyi bir başlangıçtır. Ve bazen gerçek değişim tartıda değil, aynaya bakarken kullandığın cümlede başlar.

    Mutlu yıllar…

    Sağlıklı günler dilerim.