İçeriğe geç

ANOREKSİYA NERVOZA: GENÇLERDE BEDEN ALGISINI BOZAN SESSİZ HASTALIK

    Her sabah aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Kendi bedeninizi mi yoksa “biraz daha zayıf olsan iyi olur” diyen bir ses mi?

    İşte tam da bu ses yüzünden, her yıl binlerce genç, kendine bir savaş açıyor. Ne yazık ki bu savaşta en büyük kayıp, sadece kilo değil… sağlık, mutluluk ve hatta hayat oluyor.

    Bu savaşın en tehlikeli cephelerinden biri ise anoreksiya nervoza.

    Anoreksiya Nervoza Nedir?

    Anoreksiya nervoza… Belki adını duydunuz, belki de çok uzakta bir hastalık gibi düşündünüz. Oysa aslında bazen o kişi, okul sıralarındaki bir genç, sosyal medyada sürekli filtreli fotoğraf paylaşan biri ya da tam da şu an bu yazıyı okuyan siz olabilirsiniz.

    Anoreksiya, kişinin kendini kilolu hissetmesi ve bu nedenle yemek yemekten kaçınmasıyla başlıyor. Kilo verdikçe mutlu olacağını sanıyor ama işin kötüsü; tartıdaki sayı küçüldükçe, içindeki boşluk büyüyor.

    Anoreksiya nervoza, kişinin kendisini kilolu hissetmesi, kilo almaktan yoğun bir korku duyması ve bu nedenle yemek yemeyi ciddi şekilde kısıtlamasıyla karakterize, ciddi bir yeme bozukluğudur. Kişi, çoğu zaman ciddi bir kilo kaybına rağmen zayıf olduğunu kabul etmez. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yeme bozuklukları gençler arasında en sık görülen psikiyatrik hastalıklar arasında yer alır ve anoreksiya, özellikle genç kadınlarda daha yaygın görülür.

    Yapılan nörogörüntüleme çalışmaları, anoreksiya hastalarının beyinlerinde ödül sistemi ve açlık-tokluk merkezlerinin farklı çalıştığını gösteriyor. Ayrıca serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin dengesizliği de bu hastalıkla ilişkilendirilmiş durumda. Yani bu, sadece “irade” ya da “estetik kaygı” değil; biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya geldiği karmaşık bir tablodur.

    “Çok zayıf ama hala diyette!”

    Bu cümleyi çevrenizde hiç duydunuz mu? İşte anoreksiya böyle bir hastalık. Kişi aynaya baktığında gerçekten çok zayıf olsa bile, kendini hala “fazlalıklı” görebiliyor. Üstelik sadece az yemekle kalmıyor; saatlerce egzersiz yapabiliyor, su içmekten bile çekinebiliyor. Çünkü hedef artık sağlık değil, “kusursuz görünmek”.

    Ama bu kusursuzluk çabası, saç dökülmelerine, adet düzensizliklerine, kemik erimesine ve bazen geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabiliyor.

    Anoreksiya hastalarının beden algısı bozulur. 40 kiloya düşmüş bir genç bile aynaya baktığında kendini kilolu görebilir. Beden, bir anda düşmanın ta kendisi haline gelir. Sosyal medyada karşılaştığı ‘incelik’ övgüleri, filtreli güzellik algısı ve kilo takıntısı da bu bozukluğu besler.

    Bir diğer tehlike ise bu sürecin fark edilmemesi. Çünkü kişi çoğu zaman bu durumu “sağlıklı beslenme”, “fit yaşam” ya da “detoks” adı altında maskeler.

    Beslenme Bozuklukları ve Diyet Kültürü

    Beslenme bozuklukları sadece anoreksiya ile sınırlı değil. Sürekli tıkınırcasına yemek yiyip sonra kusanlar (bulimia nervoza), sağlıklı beslenme takıntısı olanlar (ortoreksiya nervoza), duygusal boşlukları abur cuburla dolduranlar… Liste uzayıp gidiyor. Yeme bozuklukları da görünmez bir salgın gibi yayılmakta. Özellikle diyet kültürünün yüceltilmesi, ‘0 beden’ idealleri, kalori sayma uygulamaları ve sosyal medya filtreleri bu süreci körüklemektedir.

    Bütün bu bozuklukların tek bir ortak noktası var. Bedenin değil, aslında ruhun aç olması.

    Bu bozukluklar sadece zayıf olmak isteyenlerde değil, bazen “sağlıklı yaşam” adı altında kendine baskı kuran, her lokmada suçluluk duyan kişilerde de görülüyor. Hatta “Ben sadece dikkat ediyorum” diyen birçok kişi aslında farkında olmadan yeme davranışında sağlıksız bir yola girmiş oluyor.

    “Kızım bir anda yemeyi bıraktı…”

    Ebeveynler için bir uyarı: Çocuğunuz yemeklerini gizlice çöpe atıyorsa, aynaya bakarken kendini eleştiriyorsa, sürekli kalori hesabı yapıyor, eskiye göre daha içine kapanıksa… lütfen dikkat edin. Bu sadece bir diyet çabası olmayabilir. Yardım istemeyi bilmeyen sessiz bir yardım çığlığı da olabilir.

    “Peki Ne Yapmalı?”

    Öncelikle şunu unutmayalım: Yeme bozuklukları sadece kilo ile ilgili değil. Bu bir zihin hastalığıdır. Tedavisi sadece diyetle değil, psikolojik destekle de mümkündür. Diyetisyen, psikolog ve bazen de psikiyatrist iş birliği çok önemlidir.

    Ve evet, sosyal medya da bu süreci etkiliyor. Kusursuz fotoğraflar, fit vücutlar, bitmeyen “öncesi-sonrası” paylaşımları… Gerçek olmayan bu dünya, gerçek bedenlerimizi sevmemizi zorlaştırıyor.

    Her beden biriciktir. Ve sağlık, sadece ölçülerle, tartıyla, aynayla tanımlanmaz. Eğer yemekle ilişkiniz sizi mutsuz ediyorsa, suçluluk duyguları varsa ya da bedeninize karşı bir öfke taşıyorsanız, bu sesi ciddiye alın.

    Kimi zaman en sağlıklı şey, bir tabak yemeği huzurla yiyebilmektir.

    Yemek düşmanınız değil. Bedeniniz de öyle. Gelin, bu savaşı birlikte bitirelim.

    İnsanların Bedenleri Hakkında Yorum Yapmayı Bırakın!

    Lütfen artık insanların bedenleri hakkında yorum yapmayı bırakalım. “Ne kadar kilo almışsın!”, “Sen eskiden daha inceydin”, “Zayıflamışsın, çok iyi olmuşsun!” gibi sözler bazen öylesine, düşünmeden söyleniyor. Ama o sözlerin ardında ne tetiklendiğini bilmiyoruz. Belki o kişi hastalıkla mücadele ediyor, belki yeme bozukluğu ile savaşıyor, belki de yıllarca bedenini kabullenmeye çalışmış biri. Bedenler kimsenin tartışma konusu değil. Ne kilo almak utanılacak bir şeydir, ne zayıflamak bir başarı madalyası. Biriyle karşılaştığınızda ilk yorumunuz kilosu değil, gülümsemesi olsun. Birini eleştirmek yerine takdir etmeyi seçin. Çünkü bedenimize yönelen her sözcük ya yara ya merhem olur.

    Sağlıklı günler dilerim.